Orta boy bir Kent Gazetecisi olarak derdim dağlardan büyük.
Kırk yılı geçkindir bu şehri yazarım.
Caddesini.
Sokağını.
Kaldırımını.
Elektriğini.
Suyunu.
Dağını.
Taşını.
Denizini.
Havasını.
İnsanını.
Yönetenini.
Yazmadığım ne kaldı bilmiyorum.
Tekdir aldığım nadirdir.
Takdir ise heybemi dolduracak kadar vardır.
Tekdirlerden ders, takdirlerden güç alarak geldiğim bu günlerde yazı yazmak daha bir zor gelmeye başladı.
Nedeni günümüzün hastalığı algı yaratma üzerine kurulu düzen ve bu düzenin tetikçisi trol ordularıdır.
Yerel yönetimlerle ilgili bir yazı yazarsanız trol ordusu başta hemen devreye algı operasyonu sokuluyor.
“Neden yazdı.”
“Arkalarında kim var.”
Sağcıyı yazıyorsunuz veya solcuyu hemen algı operasyonu devreye sokuluyor;
“Neden yazdı, arkasında kim var.”
STK’larla ilgili iki satır yazıyorsunuz;
Yine aynı senaryo sahneye konuluyor.
Ne yazdığınız ikinci plana atılmaya çalışılıyor.
Yazdığınız öznenin doğruluğu veya yanlışlığı ısrarla gündem dışı bırakılmaya çalışılıyor.
Trol ordusu devreye giriyor korkunç bir itibarsızlaştırma algısı yaratılmaya çalışılıyor.
Gazeteci gazeteciye kırdırılıyor desem yeridir.
Herkes, herkesin ayağından çekip eleştireni kendi seviyesine düşürüp, üzerindeki çamuru size de bulaştırmaya çalışıyor.
Neden yazdın.
Arkanda kim var.
“Ne aldın da yazdın” pespayeliğinde parasal ilişkiler el altından piyasaya sürülmeye çalışılıyor.
Gazetelerin Meşe Palamudu gibi toprak, hava ve suyla yaşadığını zanneden cahil, cühela kitle de bu algıya inanıyor.
Gazetecilik içinden vuruluyor günümüzde.
İşini iyi yapanlarla yapmayanlar aynı sepete dolduruluyor.
Çürüklerle sağlamlar aynı algıya mahkum ediliyor.
Yazık oluyor.
İşin can alıcı noktasını söyleyip bitireyim o zaman.
Yazmayanlara kimse “neden yazmıyorsun” demiyor.
Kimse yazmayarak “kent suçuna ortak oluyorsun” diyemiyor.
“Yazmayandan, yazamayandan gazeteci olur mu” sorusunu hiç kimse aklına getirmiyor.
Demem o ki;
Vay bize, vaylar bize!..
**
Sevdiğim Laflar:
“HAYA İNSANIN NURUDUR!..”
ARŞİV YAZILAR