Yüksel Ekici

Yüksel Ekici

ÖZLENMEZ Mİ?..


22.02.2026

    Yine bir Ramazan ayındayız.

    Ama sanki bir şeyler eksik, yarım.

    Mübarek ayın verdiği iç huzur hissi yok gibi geliyor bana.

    Ya da çok azımızda var.

    Oysa eskiden böyle olmazdı.

    Veya ben böyle hissetmezdim.

    Vecibelerini yerine getiren, getirmeyen veya getiremeyen insanlarda o mübarek ayın huzurlu bir yansıması olurdu yüzlerimizde.

    Eksik olan bu anlatmaya çalıştığım duygu durumu.

    En azından ben böyle hissediyorum.

    Yaşadığımız ekonomik sıkıntılardan kaynaklanıyor olabilir.

    Veya;   

    Giderek uzaklaştığımız toplumsal barış ve huzur ortamının üzerimizde yarattığı olumsuz psikolojik etkilerden.

    Uzman değilim elbette ama bir hayli sıkıntılı olduğumuzu görmemek, hissetmemek mümkün değil ne yazık ki.

    Demem o ki;

    Eski Ramazan’ları özlüyorum doğrusu.

    İnsanlar tam anlamıyla “özgür” bir ortamda oruçlarını tutar, dini vecibelerini rahat rahat yerine getirirlerdi.

    Hassasiyetler dikkate alınır ve titizlikle uygulanırdı.

    Saygı karşılıklıydı.

    Kimse “acaba ne derler” diye korkmaz, çekinmez, kendini rahatsız hissetmezdi.

    Davulun sesi bile hoş gelirdi diyorsam anlayın artık.

    Ramazan sofralarına sinerdi, o özgürlük kokusu, tadı, huzuru.

    O zamanlar kimse bedava iftar sofralarının peşinde koşmazdı.

    Sosyal medya daha icat edilmediğinden kimse israf dolu,  şaşaalı iftar sofrası resimlerini paylaşmazdı haliyle.

    Hele, hele oruç bile tutmadığı halde sırf amirinin, müdürünün, başkanının, siyasetçisinin gözüne girmek için sofranın en başına oturabilme mücadelesi yaşanmazdı mesela.

    Her mübarek günde sosyal medyada “özlü söz” sallama yalakalığı yoktu.

    Cuma namazlarına birilerine görünmek için değil sadece ibadet için gidilirdi camilere.

    Utanma duygusu henüz kaybedilmemişti.

    Alnı secde görmediği halde “bende oradaydım” yılışıklığı, utanmazlığı , aymaz pervasızlığı görülmezdi.

    İnanılır gibi değil ama;

    Kimse kimseyi “bizden, onlardan” diye ayırmazdı o eski ama güzel günlerde.

    Komşular birbirlerine iftarlık, sahurluk yiyecek göndermekte yarışırlardı.

    Fakirinde, orta hallininde, zengininde sofrası bereketlenirdi o dürüstlük, içtenlik dolu eski Ramazanlarda.

    Çocuklar “acıkana kadar” tutardı oruçlarını ve daha çok sevilirlerdi.

    Huzur, barış, sevgi ve samimiyet yoğurulurdu iftarlarda, sahurlarda. 

    Ramazan’ı, Ramazan gibiydi; bayramı ise bayram.

    Elbette ki insanlığı da.

    Ramazan gelirdi.

    Hoş gelirdi.

    Bereketiyle gelirdi.

    Özlenmez mi?.

    **

    Sevdiğim laflar:

    “RAMAZANDA YALAN SÖYLEYENİN YÜZÜ BAYRAMDA KARA ÇIKAR!..”

ARŞİV YAZILAR