Bir ülke düşünün; bir tarafta ay sonunu getiremeyen milyonlar, diğer tarafta milyarları hamuduyla götüren ‘mutlu’ azınlık.
Deyimin aslı ‘deveyi hamuduyla götürmek’.
Ne demek peki, anlamı nedir bu cümlenin?
“Herkesin gözü önünde büyük hırsızlık ve yolsuzluk yapmak; yasal olmayan büyük kazanç sağlamak, hakkı olmayan bir şeyi bütünüyle ele geçirmek.”
İşte ülkemizde son yıllarda yaşanan durum bu!..
25 Eylül’de Anayasa Mahkemesi önünde emeklilerin seyyanen zam taleplerini dile getirmek için yaptıkları eylemde yaşananlar da tabloyu ne yazık ki, gözler önüne serdi.
Emekli polis memuru Ali Şekeroğlu, eylem sırasında ‘para için değil, onurum için’ diyerek yaşamına son verdi.
Derin bir üzüntü, derin bir acı..
Sözün bittiği yer burası işte!..
Fon vurgunuyla ortaya çıkan tabloda milyarları, trilyonları hamuduyla götürenler bir tarafta;
20-25 bin lira emekli maaşıyla ayakta durmaya çalışan milyonlarca emekli diğer tarafta.
Geçinemediği için yaşamına son veren emekliler bir tarafta; kısa sürede fondan milyarlar kazanan siyasetçi diğer tarafta..
Geçinemediği için emekliliğinden sonra da çalışmak zorunda bırakılan 70-80 yaşında dedeler, nineler, amcalar, teyzeler bir tarafta; bebeğine bilmem ne marka biberon alması için kocasını Dubai’ye göndermekle övünenler diğer tarafta.
Çocuğuna bir bot, bir mont alamadığından için için ağlayanlar bir tarafta; doğacak bebeğinin cinsiyetini belirlemek için düzenlediği partiye bir çırpıda 30 milyon lira harcayanlar diğer tarafta.
Ev kirası, faturalar, ulaşım masrafları, çocukların okul masraflarını karşılamak için mutfak harcamalarından kısmak zorunda kalanlar bir tarafta; bir akşam yemeğine binlerce lira ödeyenler diğer tarafta.
Borcu borçla kapatanlar, aldığı maaş anında eridiği için ay sonuna gün sayanlar bir tarafta; elde ettikleri haksız kazançlarla gününü gün edenler diğer tarafta.
Dün torunlarına harçlık veren emeklilerin yerini bugün evlatlarının yardımına muhtaç hale gelen emekliler aldı.
Ülkeye yıllarca hizmet etmiş emekliler, tam rahat edecekleri, dinlenecekleri, tatil yapacakları dönemde geçinemedikleri için yaşamlarına son veriyorsa ve bu tablonun sorumluluğunu kimse üstlenmiyorsa orada haktan, eşitlikten, adaletten, insan onuruna yakışır bir yaşamdan söz etmem mümkün mü?