Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, 6 Şubat depremlerinin 3. yıl dönümünde, “Bu yıkımın adı kader değil, politik tercihtir” diyerek, “Kaybettiklerimizin hesabı sorulana, güvenli ve insanca yaşam koşulları sağlanana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz” mesajı verdi.
HEDİYE EROĞLU
Maraş merkezli 6 şubat depremlerinin 3’üncü yıldönümünde birçok ilde yapılan eylemlerde yaşamını yitirenler anıldı. Mersin’de 6 Şubat depremlerinin 3’üncü yıldönümünde emek ve demokrasi güçleri sokağa indi.
Mersin Emek ve Demokrasi Platformu tarafından Mado önünde yapılan açıklamada, “Deprem öldürmez, denetimsizlik ve ekonomik rant öldürür, sözler tutulmadı acılar unutulmadı” pankartı açıldı. Meydanda yapılan basın açıklamasını Makina Mühendisleri Odası (MMO) Mersin Şube Başkanı ve Platform Dönem Sözcüsü İsmail Oğuz okudu.
“NE ACIMIZ HAFİFLEDİ NE DE YAŞANANLARIN GERÇEK SORUMLULARI HESAP VERDİ”
6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli meydana gelen ve 11 ilde büyük bir yıkıma yol açan depremlerin üzerinden üç yıl geçtiğini anımsatan Oğuz, “Aradan geçen zamana rağmen ne acımız hafifledi ne de yaşananların gerçek sorumluları hesap verdi. On binlerce yurttaşımızı kaybettiğimiz bu büyük yıkım, bir doğa olayı olmanın çok ötesinde; yıllardır sürdürülen rant odaklı, denetimsiz, bilimden ve kamusal yarardan uzak politikaların kaçınılmaz sonucudur.
Yaşamını yitiren tüm yurttaşlarımızı saygı ve özlemle anıyor; yakınlarını kaybedenlere bir kez daha başsağlığı ve sabır diliyoruz” dedi.
“YAŞANANLAR AFETLERİN KADER OLMADIĞINI; İHMALLERİN, EŞİTSİZLİKLERİN VE KÖTÜ YÖNETİMİN ÖLÜMCÜL SONUÇLAR DOĞURDUĞU GERÇEĞİNİ GÖZLER ÖNÜNE SERDİ”
6 Şubat depremlerinin, afetlerin kader olmadığını; ihmallerin, eşitsizliklerin ve kötü yönetimin ölümcül sonuçlar doğurduğunu açık biçimde ortaya koyduğunu belirten İsmail Oğuz, “Deprem öncesinde alınmayan önlemler, imar aflarıyla meşrulaştırılan güvensiz yapılaşma, afet anında yaşanan koordinasyonsuzluk ve afet sonrasında sürdürülen plansızlık, yıkımı felakete dönüştürmüştür. İlk saatlerde etkin bir arama-kurtarma organizasyonu sağlanamaması nedeniyle binlerce insanımız enkaz altında göz göre göre yaşamını yitirmiştir.
Merkezi idarenin ve yerel yönetimlerin sorumluluklarını yerine getirmemesi, kamu kurumları arasında eşgüdümün sağlanamaması ve kriz yönetimindeki yetersizlikler can kayıplarını artırmıştır. Haberleşme altyapısının çökmesi, teknik donanım ve personel eksikliği, afet yönetiminin piyasacı anlayışa terk edilmesinin ağır sonuçlarını bir kez daha göstermiştir” dedi.
“GÜVENLİ YAŞAM ALANLARI ÜRETMEK YERİNE; PLANSIZ, DENETİMSİZ VE TOPLUMDAN KOPUK BİÇİMDE YÜRÜTÜLDÜ”
Aradan geçen üç yıla rağmen deprem bölgesinde barınma sorununun çözülemediğini vurgulayan Başkan Oğuz, “Geçici barınma alanları kalıcı hale getirilmiş, konteyner kentlerde insan onuruna aykırı yaşam koşulları normalleştirilmiştir. Yeniden inşa süreci, güvenli ve nitelikli yaşam alanları üretmek yerine; plansız, denetimsiz ve toplumdan kopuk biçimde yürütülmüştür. Bu süreçte emekçiler işsizliğe ve güvencesizliğe, kadınlar ve çocuklar ise çok yönlü hak ihlallerine maruz bırakılmıştır.
“BUGÜN YALNIZCA DEPREM BÖLGESİ DEĞİL, TÜM ÜLKE CİDDİ BİR AFET RİSKİ ALTINDADIR”
Bugün yalnızca deprem bölgesi değil, tüm ülke ciddi bir afet riski altındadır. Okullar, hastaneler, yurtlar, adliyeler ve diğer kamu binalarının önemli bir bölümü hâlâ bilimsel ve bağımsız denetimlerden geçirilmemiştir. Depreme dayanıksız olduğu bilinen kamu yapılarının kullanılmaya devam edilmesi kabul edilemezdir. Bu yapılar derhal boşaltılmalı, güçlendirme ve yenileme çalışmaları gecikmeksizin yapılmalıdır.
Özellikle deprem riski yüksek olan bölgelerde, yapı stokuna ilişkin risk tespitleri kamu tarafından yapılmalı; deprem risk raporları şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Tek evi olan yurttaşların güçlendirme yapabilmesi için kamusal destek ve teşvik mekanizmaları hayata geçirilmelidir.
İmar afları, bu yıkımın en açık nedenlerinden biridir. Güvensiz yapıları yasallaştıran tüm imar afları derhal ve tamamen kaldırılmalıdır. Yapı denetimi piyasadan alınmalı; kamusal, bağımsız ve bilimsel bir sorumluluk haline getirilmelidir. Deprem vergileri ve kamu kaynakları ise amacı dışında kullanılmamalı; şeffaf, denetlenebilir ve toplum yararına olacak şekilde değerlendirilmelidir.
“AFET YÖNETİMİ ANLAYIŞI KÖKLÜ BİÇİMDE DEĞİŞTİRİLMELİDİR”
Afet yönetimi anlayışı köklü biçimde değiştirilmelidir. Afetlere yalnızca deprem olduktan sonra müdahale eden bir yaklaşım değil; riskleri önceden tespit eden, önleyici ve sürekli çalışan bir sistem kurulmalıdır. Bu süreç; meslek odalarının, sendikaların, bilim insanlarının ve yerel halkın katılımıyla demokratik biçimde yeniden yapılandırılmalıdır.
Bilim çevreleri ile emek ve meslek örgütlerinin aktif katılımıyla kapsamlı, bağlayıcı ve kamusal bir Deprem Kanunu hazırlanmalıdır. Güvenli barınma, güvenli çalışma ve yaşam hakkı herkes için temel bir hak olarak güvence altına alınmalıdır.
ADALET SAĞLANMADI
Depremin ardından yürütülen yargı süreçleri, adaletin neden sağlanamadığını açıkça göstermektedir. Davalar ya sürüncemede bırakılmakta ya da yalnızca alt düzey sorumlularla sınırlandırılmaktadır. Asıl sorumluluğu taşıyan siyasi karar alıcıların ve bu düzeni kuranların yargı önüne çıkarılmaması cezasızlığı kalıcı hale getirmektedir. Gerçek sorumlular hesap vermeden adalet sağlanamaz.
“BU YIKIMIN BEDELİ EMEKÇİLERE, YOKSULLARA VE HALKA ÖDETİLEMEZ”
Emek ve Demokrasi Platformu olarak bir kez daha ifade ediyoruz: Bu yıkımın bedeli emekçilere, yoksullara ve halka ödetilemez. Bilimi, kamusal denetimi ve demokratik katılımı esas almayan hiçbir çözüm kalıcı değildir. Kaybettiklerimizin hesabı sorulana, güvenli ve insanca yaşam koşulları sağlanana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Unutmuyoruz. Unutturmuyoruz. Vazgeçmiyoruz” diye konuştu.
