‘Bugün atılmayan her adım, yarının telafisi daha güç kaybıdır’

6 Şubat 2026 Cuma 17:25

Deprem bölgesinde hâlâ ikili öğretim, kalabalık sınıf, hijyen ve personel eksikliği, öğretmen güvencesizliği konuşulmasının ‘imkânsızlık’ değil, siyasi irade eksikliği olduğunu savunan Eğitim-Sen Mersin Şubesi, “Bugün atılmayan her adım, yarının telafisi daha güç kaybıdır” uyarısı yaptı.

Haber Merkezi

 

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Sendikası Mersin Şubesi, sendika genel merkezinin 6 Şubat depreminin 3. yılında deprem bölgesinde eğitimin durumunu gözler önüne seren raporunu kent ile paylaştı.

 

“DEPREMZEDE ÖĞRENCİLERİN EĞİTİM HAKKINI FİİLEN ENGELLEMEYE DEVAM ETMEKTEDİR”

Raporda; deprem anında ve sonrasında yaşananların doğal afetin nasıl büyük bir sosyal felakete dönüştüğünü ya da dönüştürüldüğünü bütün çıplaklığıyla gösterdiği vurgulandı. Raporun fiziki yapı ve barınma sorunlarına ilişkin bölümünde, “Depremin üzerinden geçen üç yıl sonunda, ‘geçici’ olarak planlanan barınma alanlarının denetimsiz gettolara dönüşmesi, bölgedeki en ciddi sosyal risklerden birini oluşturmaktadır. Konteyner kentlerdeki ortak alanların asayiş ve güvenlik denetiminden uzak kalması; madde bağımlılığı, şiddet vakaları ve çocuk güvenliği risklerini beraberinde getirmiş; bu alanlar çocuklar için güvenli oyun ve sosyalleşme bölgeleri olmaktan çıkmıştır.

Eylül 2025 sonrası hızlanan kalıcı konut teslimlerinde yaşamın sürekliliği göz ardı edilmektedir. Yol, su ve internet gibi temel altyapı hizmetlerinin konutlarla eş zamanlı tamamlanmaması ve okul inşaatlarının konut projelerinin çok gerisinde kalması, yeni taşınan aileleri imkânsız tercihlere zorlamaktadır.

Aileler, yeni evlerine geçseler dahi çocuklarını kilometrelerce uzaktaki konteyner okullara göndermek zorunda kalmakta; bu durum hem yüksek servis maliyetleri nedeniyle ekonomik bir yük yaratmakta hem de ulaşım zorluğu nedeniyle çocukların eğitimden kopmasına yol açmaktadır. Sonuç olarak, fiziksel mekanların teslimi bir çözüm sunmamakta; altyapısız yerleşim ve denetimsiz barınma alanları, depremzede öğrencilerin eğitim hakkını fiilen engellemeye devam etmektedir” denildi.

 

EĞİTİMİN DURUMU VE ÖĞRENCİLERİN SORUNLARI

Eğitimin durumu ve öğrencilerin sorunlarına ilişkin bölümde ise 6 Şubat depremlerinden etkilenen illerde, özellikle ilkokul kademesinde ‘öğrenme yoksulluğunun’ derinleştiğini gözlendiği dikkat çekildi. “Deprem döneminde eğitime başlayan çocukların okuma-yazma ve temel matematik becerileri, Türkiye ortalamasının kritik düzeyde gerisindedir” diyen Raporda, “Deprem döneminde ilkokula başlayan çocukların okuma-yazma ve temel matematik becerilerinde Türkiye ortalamasının kritik düzeyde gerisinde kalması, bir neslin temel becerilerden yoksun kalma riskini kanıtlamaktadır. Bu akademik yıkım, özel gereksinimli öğrenciler (otizm, bedensel engel vb.) için çok daha ağır seyretmektedir; rehabilitasyon süreçlerinin durma noktasına gelmesi ve bölgedeki Rehberlik ve Araştırma Merkezleri (RAM) kapasitesinin yetersizliği, bu çocukların gelişimsel gerileme yaşayarak eğitim sisteminden tamamen kopmasına neden olmaktadır.

Bu tabloya ek olarak, çevresel yıkımın fiziksel etkileri de bölgede kronik bir halk sağlığı sorununa evrilmiştir. Okul bahçelerine komşu moloz döküm sahaları ve kontrolsüz yıkımlardan kaynaklanan asbest sorunu, çocuklarda artan astım, bronşit ve ağır alerjik reaksiyon vakalarıyla birleşerek 2025/26 eğitim döneminde devamsızlık oranlarını tetikleyen en temel faktör haline gelmiştir.

Sağlık sorunları nedeniyle okuldan uzak kalan öğrenciler için eğitim hakkı erişilemez bir hal alırken, bölgedeki okullar çocuklar için güvenli bir gelişim alanı olmaktan çıkıp hastalık riski taşıyan mekanlar algısına dönüşmüştür.

 

EĞİTİM EMEKÇİLERİNİN DURUMU

Deprem bölgesinde barınma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesine yönelik somut adımların atılmaması, bölgedeki eğitim sistemini ciddi bir nitelikli iş gücü kaybıyla karşı karşıya bırakmıştır. Deneyimli öğretmen kadrosu, konteynerlerde sürdürülen niteliksiz yaşam koşulları ve sosyal olanakların yokluğu nedeniyle tayin haklarını kullanarak bölgeden ayrılmaktadır. Bu kitlesel gidiş, okulların büyük oranda mesleğe yeni başlayan aday öğretmenlerle veya güvencesiz istihdam edilen ücretli öğretmenlerle idare edilmesine neden olmaktadır.

Okulun kültürel sürekliliğini sağlayan, öğrenci ve veli profiline hâkim olan tecrübeli eğitimcilerin kaybı, kurumların kurumsal hafızasını yok etmektedir. Bu durum, eğitimde niteliği düşürmekle kalmayıp, okulları sadece ders anlatılan mekanlara indirgemekte; pedagojik rehberlik ve kurumsal sahiplenme duygusunu zayıflatmaktadır.

Eğitim emekçilerinin yaşadığı bu kriz, ekonomik ve psikolojik bir ‘tükenmişlik sendromu’ ile derinleşmektedir. Mevcut yüksek enflasyonist ortamda, deprem bölgesindeki zorlu çalışma koşulları için ödenen tazminatların sembolik ve komik rakamlarda kalması, öğretmenlerin emeğinin değersizleştirilmesine yol açmıştır. Üç yıldır konteyner yaşamının bir ‘norm’ olarak eğitimcilere dayatılması, insanca yaşam hakkının ihlali boyutuna ulaşmıştır” denildi.

 

“DEPREMLE BİRLİKTE EĞİTİM HAKKINA ULAŞIMDAKİ EŞİTSİZLİKLER GİDEREK DERİNLEŞMİŞTİR”

Raporun genel değerlendirme bölümünde, “Depremle birlikte eğitim hakkına ulaşımdaki eşitsizlikler giderek derinleşmiştir. Bu süreçte deprem öncesine göre yüz binlerce çocuk eğitim dışında kalmış, devamsızlık oranları yükselmiştir. Konteynerlerde ders gören öğrenciler ciddi akademik kayıplar yaşamaktadır.

Kamusal eğitim politikası terk edilmiştir. Bağış adı altında alınan kayıt ücretleri, geçici istihdam modelleri ve konteyner okullarda kalıcılaştırılan eğitim uygulamaları, iktidarın kamusal eğitimin gereğini yerine getirmediğini göstermektedir. Elektrik, su ve internet kesintileri yaygın biçimde devam etmektedir. Rant ve talan politikaları mülkiyet hakkını gasp etmektedir. Acele kamulaştırmalar, rezerv alan ilanları ve TOKİ eliyle yürütülen projeler açıkça halkın mülkünü gasp etmektedir. Özellikle Hatay’da demografinin değiştirilmesine yönelik politikalar yürütüldüğüne ilişkin ciddi kaygılar bulunmaktadır.

İnşaat alanları ve inşaat malzemeleri taşıyan kamyonların geçtiği güzergâhlarda gerekli tedbirler alınmadığı için öğrenci ve eğitim emekçilerinin yaşamına yönelik ciddi tehditler söz konusudur. Kontrolsüz yıkım, enkaz kaldırma ve inşaat faaliyetleri nedeniyle hava kirliliği ciddi bir soruna dönüşmüştür. Toz, asbest ve diğer zararlı partiküller öğrenciler ve eğitim emekçileri başta olmak üzere tüm yurttaşların solunum yolu hastalıklarını artırmakta, kronik rahatsızlıkları tetiklemektedir.

Deprem bölgelerindeki üniversiteler, fiziki yıkım ve altyapı sorunlarının yanı sıra barınma ve ulaşım krizi nedeniyle eğitim-öğretimi sağlıklı biçimde sürdürememektedir. Üniversite öğrencilerinin önemli bir kısmı hâlâ yurt yetersizliği nedeniyle konteynerlerde, akrabalarının yanında ya da yüksek kiralarla güvencesiz koşullarda barınmak zorunda kalmaktadır. Derslik ve laboratuvarların hasarlı olması akademik faaliyetleri kısıtlarken, öğretim elemanlarının barınma ve geçim sorunları nitelikli eğitim üretimini zayıflatmaktadır.

 

EĞTİİMCİLER NE İSTİYOR?

Taleplerimiz; Konteyner okullar kademeli olarak kapatılmalı, yerlerine depreme dayanıklı, altyapısı tamamlanmış, ihtiyaca uygun sayıda ve donanımda kalıcı okul binaları yapılmalıdır.

Tüm kademelerde her öğrenciye ücretsiz bir öğün yemek, temiz içme suyu, kırtasiye, dijital erişim ve ulaşım desteği sağlanmalıdır.

Öğrenciler ve eğitim emekçileri için psikososyal destek ve rehberlik hizmetleri yaygınlaştırılmalıdır.

Tüm eğitim emekçileri için kadrolu ve güvenceli istihdam sağlanmalı; TYP ve diğer geçici istihdam modelleri yerine kadrolu temizlik ve destek personeli istihdam edilmelidir. Eşit işe eşit ücret ilkesi uygulanmalı, iş sağlığı ve güvenliği eksiksiz sağlanmalıdır.

Norm kadro adaleti sağlanmalı, branş dışı görevlendirmelere son verilmelidir. Barınma sorunu yaşayan eğitim emekçileri için lojman ve kira desteği hayata geçirilmelidir.

MESEM uygulamalarına ve çocuk emeği sömürüsüne son verilmelidir.

Çocukların mevsimlik tarım işçisi olarak çalıştırılmasına derhal son verilmelidir. Ancak bu sorun devam ettiği sürece bu çocukların eğitim hakkı güvence altına alınmalı; göç ettikleri bölgelerde telafi eğitim programları uygulanmalı, gezici öğretmenlik ve mobil okul uygulamaları hayata geçirilmeli, ücretsiz ulaşım, barınma ve sosyal destek sağlanarak eğitimden kopmaları önlenmelidir.

Kamu kaynaklarının kullanımında devlet okulları önceliklendirilmelidir. Özel okullara verilen teşvikler ve kamu protokolleri durdurulmalı; bu kaynaklar kamusal, bilimsel, laik, cinsiyet eşitlikçi ve anadilinde eğitim için devlet okullarına aktarılmalıdır.

Millî Eğitim Bakanlığı’nın cemaat, dernek ve vakıflarla yaptığı bütün protokoller iptal edilmelidir.

Kamu harcamalarında şeffaflık, toplumsal denetim ve hesap verebilirlik sağlanmalıdır.

Acele kamulaştırma ve rezerv alan uygulamaları derhal durdurulmalı; okul ve şantiye çevrelerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemleri eksiksiz olarak alınmalıdır.

Başta deprem bölgeleri olmak üzere ülke genelinde halkın insanca yaşanabilir, güvenli ve sağlıklı barınma hakkı güvence altına alınmalıdır.

 

“İMKÂNSIZLIK DEĞİL, SİYASİ İRADE EKSİKLİĞİ VAR”

Sonuç olarak; Deprem bölgelerindeki eğitim tablosu yalnızca bir doğal afetin sonucu değildir; siyasi tercihlerle büyütülen bir eşitsizlik rejiminin ürünüdür. Çocuklar hâlâ konteyner sınıflara, okullar şantiye koridorlarına sıkıştırılmıştır. Kamu kaynakları eğitim için değil, rant projeleri için harcanmış; acele kamulaştırma ve rezerv alan uygulamalarıyla yurttaşların mülkiyet ve barınma hakkı gasp edilmiştir.

Aradan iki buçuk yıl geçmesine rağmen hâlâ ikili öğretim, kalabalık sınıflar, hijyen ve personel yetersizliği, öğretmen güvencesizliği konuşuluyorsa bu bir imkânsızlık değil, siyasi irade eksikliğidir.

 

“BUGÜN ATILMAYAN HER ADIM, YARIN TELAFİSİ DAHA DA ZOR KAYIPLAR YARATACAK”

Biz Eğitim Sen olarak açıkça söylüyoruz: İhtiyacı karşılayacak yeterli sayıda, depreme dayanıklı ve donanımlı kalıcı okul binaları derhal yapılmalıdır. Her okul için güvenli ve şeffaf altyapı sağlanmalıdır. Her öğrenciye ücretsiz bir öğün yemek verilmelidir.

Eğitim emekçileri için güvenceli istihdam derhal hayata geçirilmelidir.

İhale süreçleri ve ilerleme raporları kamuoyuna açık olmalı, bağımsız izleme kurulları üç ayda bir rapor yayımlamalıdır. Konteyner ve prefabrik yapılar için azami süre getirilmelidir.

Bu ülkenin çocuklarını konteynerlere, geleceğini şantiyelere mahkûm etmeyeceğiz. Bugün atılmayan her adım, yarın telafisi daha da zor kayıplar yaratacaktır.

 

“DEPREM BÖLGELERİNDEKİ EĞİTİM TABLOSU, SİYASİ TERCİHLERLE DERİNLEŞTİRİLEN BİR EŞİTSİZLİK REJİMİNİN SONUCUDUR”

Deprem bölgelerindeki eğitim tablosu, yalnızca bir doğal afetin yıkımı değildir; siyasi tercihlerle derinleştirilen bir eşitsizlik rejiminin sonucudur. Çocuklarımız konteyner sınıflara, okullarımız şantiye koridorlarına sıkıştırılırken; kamu kaynakları rant odaklı projelere akıtılmış, ‘acele kamulaştırma’ ve rezerv alan uygulamalarıyla yurttaşların mülkiyet ve barınma hakkı aşınmıştır. İki buçuk yılı aşkın süre sonunda hâlâ ikili öğretim, kalabalık sınıflar, hijyen ve personel eksikliği, öğretmen güvencesizliği konuşuluyorsa, sorun “imkânsızlık” değil, siyasi irade eksikliğidir.

Eğitim Sen olarak açıkça söylüyoruz: Kamusal eğitimin gereği olarak her öğrenci için ücretsiz bir öğün yemek, her okul için güvenli ve şeffaf altyapı, her öğretmen için güvenceli istihdam derhal sağlanmalıdır. İhale dosyaları ve ilerleme yüzdeleri açık veri olsun; Bağımsız İzleme Kurulları üç ayda bir rapor yayımlasın; konteyner ve prefabrik birimlere azami süre getirilsin. Bu ülkenin çocuklarını konteynerlere, geleceğini şantiyelere mahkûm etmeyeceğiz. Bugün atılmayan her adım, yarının telafisi daha güç kaybıdır.

Eğitim Sen, emekçilerin ve halkın yanında, kamunun yararı ve toplumsal adalet için bu sürecin takipçisi ve örgütleyicisi olmaya devam edecektir” denildi.