Eğitimde ‘kumpas’ iddiası

30 Nisan 2026 Perşembe 23:10

Eğitim Sen, Mersin’in Çamlıyayla ilçesinde yaşandığını öne sürdüğü usulsüzlükler ve bir okul müdürünün görevden alınmasına tepki gösterdi. Eğitim-Sen, yaşanılan sürecin ‘disiplin soruşturması değil, açık bir tasfiye ve kumpas operasyonu’ olduğunu iddia etti.

Haber Merkezi

 

Eğitim-Sen Mersin Şubesi, Çamlıyayla’da bir okul müdürünün görevden alınmasına tepki gösterdi. Eğitim-Sen Mersin Şubesi’nde basın açıklaması düzenleyen eğitimciler, yaşanılan durumu kınadı. Burada açıklamalarda bulunan Özlük-Hukuk Sekreteri Funda Gök, bugün yalnızca bir basın açıklaması yapmak için değil, aynı zamanda açık bir suç duyurusunda bulunmak için toplandıklarını belirterek, “Başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere tüm yetkilileri ve yargı makamlarını göreve çağırıyoruz. Çamlıyayla ilçesinde yaşananlar, bireysel bir mağduriyetin çok ötesindedir. Yaşananlar; liyakatin tasfiye edildiği, kamu kaynaklarının siyasal ve ekonomik rant aracı haline getirildiği, hukukun ise bu düzeni korumak için araçsallaştırıldığı bir sürecin açık göstergesidir. İktidara ve yereldeki uzantılarına yakınlık üzerinden görev verilen idari kadrolar eliyle eğitim kurumları birer kamu hizmeti alanı olmaktan çıkarılmakta; keyfiyetin, yandaşlığın ve denetimsizliğin egemen olduğu bir yapı inşa edilmektedir. Bu yapı, yerelde oluşturulan çetevari ilişkiler ağıyla kamu kaynaklarını talan etmekte; bu düzeni teşhir edenleri ise baskı, soruşturma ve kumpaslarla susturmaya çalışmaktadır. Bugün Çamlıyayla’da karşı karşıya olduğumuz tablo, doğrudan doğruya siyasal iktidarın yarattığı bu antidemokratik ve hukuksuz iklimin ürünüdür.Eğitim Sen olarak altını bir kez daha çiziyoruz: Eğitim; hiçbir siyasal ve ideolojik dayatmanın aracı haline getirilemez. Eğitim; kamusal, bilimsel, laik ve anadilinde eğitim ilkeleri temelinde yürütülmek zorundadır. Yolsuzluğa, usulsüzlüğe ve hukuk dışılığa asla izin vermeyeceğiz!

 

“AÇIK BİR KUMPAS VE TASFİYE OPERASYONUDUR”

Sendikamızın üyeleri, görevlerini bu ilkelere bağlı kalarak yerine getirir. Liyakatleriyle görev alan eğitim emekçileri ve yöneticiler; karşılaştıkları usulsüzlüklere, yolsuzluklara ve haksızlıklara sessiz kalmaz. Siyasi icazetle değil emekleriyle o görevlere geldikleri için, kamusal eğitime zarar veren hiçbir uygulamayı görmezden gelmezler. Üyemiz Abdullah Cankara’ya yönelik süreç tam da bu nedenle başlatılmıştır. Çamlıyayla Kasım Ekenler Çok Programlı Anadolu Lisesi’nde müdür olarak görev yapan üyemiz, görevini liyakatle yürütürken İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde yaşanan usulsüzlükleri dile getirmiştir. Bunun üzerine hakkında başlatılan soruşturmalar hukuki değil, siyasi saiklerle yürütülmüş; önceden kurgulanmış bir senaryo doğrultusunda itibarsızlaştırılmak istenmiş, ardından görevinden alınarak sürgün edilmiştir. Bu süreç bir disiplin soruşturması değil, açık bir kumpas ve tasfiye operasyonudur. Dosya kapsamında ‘resmi belgede sahtecilik’, ‘iftira’ ve ‘kumpas’ şüpheleri yargıya taşınmış; Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde soruşturma başlatılmıştır. Ancak yargı süreci devam ederken, gerekli teknik incelemeler tamamlanmamışken idari yaptırım uygulanmak istenmesi hukukun açık ihlalidir. Savcılık süreci devam ederken dosyanın ‘bekletici mesele’ yapılmaması, idarenin niyetinin gerçeği ortaya çıkarmak değil, hedef aldığı bir eğitimciyi cezalandırmak olduğunu açıkça göstermektedir. Dahası, müfettiş raporunda açıkça ‘okulda huzursuzluk yaşandığına dair ifade bulunmasa da’ denilmesine rağmen görevden alma önerilmesi, bu sürecin ne kadar keyfi ve dayanaksız olduğunu ortaya koymaktadır.

 

“BAŞLI BAŞINA BİR HUKUK İHLALİDİR”

Öte yandan, soruşturmayı yürüten müfettişlerin tarafsızlığı da ciddi biçimde tartışmalıdır. Şikayetçi tarafın yönlendirmesiyle hareket eden, tarafsızlıktan uzak uygulamalarla yürütülen bu süreç, başlı başına bir hukuk ihlalidir. Çamlıyayla’da tespit ettiğimiz usulsüzlükler ise çok daha vahim bir tabloyu ortaya koymaktadır. İhtiyaç olmadığı halde okulların ve kamu kurumlarının iktidara yakın müteahhitlere ihale edilerek tadilata sokulması, kamu lojmanlarının siyasi yakınlık esas alınarak usulsüz biçimde dağıtılması, yöneticilerin açıkça siyasi parti bağlantılarını kullanması, öğrencilerin tarikat, cemaat ve çeşitli dernekler aracılığıyla ideolojik yapılara yönlendirilmesinin idareciler eliyle organize edilmesi. Bunların tamamı suçtur ve kamu zararına yol açmaktadır. Üyemiz Abdullah Cankara, ‘susmak suça ortak olmaktır’ diyerek bu düzene boyun eğmemiştir. Bugün maruz kaldığı sürgün, bu kirli düzeni korumaya çalışanların bir intikam girişimidir. Buradan açıkça ilan ediyoruz:

Bu açıklama aynı zamanda bir suç duyurusudur. Savcılıkları göreve çağırıyoruz. Üyemize yönelik tüm idari işlemler derhal durdurulmalı, yürütülen soruşturmalar iptal edilmelidir. Çamlıyayla’da ortaya koyduğumuz tüm usulsüzlükler bağımsız ve tarafsız bir şekilde soruşturulmalıdır. Eğitim Sen olarak;

Kamusal eğitimi, eğitim emekçilerinin onurunu, liyakat ilkesini ve kamu yararını sonuna kadar savunmaya devam edeceğiz. Bu hukuksuz düzeni kuranlar da, sürdürenler de er ya da geç hukuk önünde hesap verecektir” dedi.