Mersin’de nükleer karşıtları Elektrik Mühendisleri Odası Şubesi’nin (EMO) 26 Nisan Çernobil nükleer faciasının 40. yılında düzenlediği panelde buluştu.
Çernobil nükleer felaketinin yıldönümü olan 26 Nisan’da çeşitli etkinliklere imza atan Mersin’deki nükleer karşıtları panelde buluştu.
Nükleer felaketin 40. yılında Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Mersin Şube, Mersin Tabip Odası ve Mersin Barosu ortak bir panel düzenleyerek, “Nükleer Enerji Santralleri ve Etkileri”ni tartıştı. Panelde Türkiye'de kurulan NGS Türkiye elektrik kurulu gücü ve elektrik piyasasına etkileri, yapılan uluslararası anlaşmanın hukuki boyutu ve Nükleer Santrallerin insan sağlığı üzerine etkileri tartışıldı.
EMO İstanbul Şube Başkanı ve İstanbul nükleer Karşıtı Platformdan Erhan Karaçay’ın moderatörlüğünü yaptığı etkinlikte Mersin Barosu Çevre Komisyonu Başkanı avukat Derya Demir, Mersin Tabip Odası Çevre ve Ekoloji Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Gülçin Yapıcı ve EMO Mersin Şube Yönetim Kurulu Üyesi Hanifi Yayıcı konuşmacı oldu.
Mersin Kamuoyunun kentte inşaatı devam eden ve devreye alınması planlanan nükleer reaktör konusunda yakından takip edilmesi gerektiği, Türkiye’nin elektrik üretiminde bu enerji modeline ihtiyacı olmadığı, elektrik üretiminde dünyanın en riskli modeli olan Nükleer projelerden vazgeçilmesi gerektiği vurgulandı
“NÜKLEER SANTRALLER ÇOK BOYUTLU BİR TARTIŞMAYI ZORUNLU KILAR”
Etkinlikte konuşan EMO Mersin Şube Başkanı Prof. Dr. Alkan Alkaya, bugün burada, yalnızca teknik bir enerji yatırımını değil; insan sağlığını, çevre güvenliğini, hukuku, kamusal denetimi ve gelecek kuşakların yaşam hakkını doğrudan ilgilendiren çok önemli bir konuyu konuşmak üzere bir araya geldiklerini söyledi.
“Nükleer enerji meselesi, çoğu zaman yalnızca ‘enerji ihtiyacı’ veya ‘teknolojik gelişme’ başlıkları altında ele alınmaktadır” diyen Alkaya, “Ancak bu konu, sadece elektrik üretim yöntemi olarak değerlendirilemeyecek kadar kapsamlıdır. Çünkü nükleer santraller; kurulum aşamasından işletme sürecine, atık yönetiminden olası kaza senaryolarına, güvenlik politikalarından çevresel etki değerlendirmelerine kadar çok boyutlu bir tartışmayı zorunlu kılar.
“MERSİN’DE NÜKLEER KAPALI KAPILAR ARDINDA KONUŞULMAMALI”
Özellikle Mersin gibi bu sürecin doğrudan etkilerini hissedebilecek bir kentte, bu tartışmanın kapalı kapılar ardında değil; bilim insanlarının, meslek odalarının, hukukçuların, hekimlerin ve halkın katılımıyla yürütülmesi hayati önemdedir. Çünkü enerji politikaları yalnızca bugünün ekonomik tercihleri değildir; aynı zamanda yarının sağlık, çevre ve yaşam politikalarıdır.
NÜKLEERİN İNSAN SAĞLIĞINA ETKİLERİNE DİKKAT
Bu noktada üç temel başlığın altını çizmek gerekir. Birincisi, insan sağlığı boyutudur. Nükleer santrallerin normal işletme koşullarında ve olağanüstü durumlarda oluşturabileceği etkiler, toplum sağlığı açısından dikkatle değerlendirilmelidir. Radyasyon riski, acil durum planları, halkın bilgilendirilmesi, çalışan güvenliği ve uzun dönemli sağlık etkileri, yalnızca teknik raporlarla geçiştirilemeyecek kadar ciddi konulardır. Bu nedenle hekimlerin, halk sağlığı uzmanlarının ve çevre sağlığı alanında çalışan bilim insanlarının değerlendirmeleri bu sürecin merkezinde yer almalıdır.
“ÇEVRESEL ETKİLER VE EKOLOJİK DENGE GÖZETİLMELİ”
İkincisi, çevresel etkiler ve ekolojik dengedir. Deniz yaşamı, su kaynakları, toprak, hava kalitesi ve bölgesel ekosistemler üzerindeki etkiler, bütüncül biçimde ele alınmalıdır. Mersin; tarımıyla, deniziyle, kıyı yaşamıyla, turizmiyle ve doğal zenginlikleriyle önemli bir kenttir. Böyle bir coğrafyada yapılacak her büyük ölçekli yatırımın, yalnızca yatırım maliyetiyle değil, ekolojik maliyetiyle de değerlendirilmesi gerekir.
KAMUSAL DENETİM ŞART
Üçüncüsü ise hukuki ve kamusal denetim boyutudur. Çevre hakkı, sağlıklı yaşam hakkı ve halkın bilgi edinme hakkı, demokratik toplumların vazgeçilmez unsurlarıdır. Bir bölgede yaşayan insanların, kendi yaşam alanlarını doğrudan ilgilendiren karar süreçlerine katılması gerekir. Hukuki süreçlerin şeffaf, denetlenebilir ve kamu yararını önceleyen bir anlayışla yürütülmesi, yalnızca bugünün değil, gelecek kuşakların da hakkını korumak anlamına gelir.
“ENERJİ İHTİYACINI KİMİN YARARINI ÖNCELEYEREK KARŞILAYACAĞIZ?”
Elbette enerji ihtiyacı gerçek bir ihtiyaçtır. Ancak asıl soru şudur: Bu ihtiyacı hangi yöntemlerle, hangi riskleri göze alarak, hangi denetim mekanizmalarıyla ve kimin yararını önceleyerek karşılayacağız? Enerji politikaları; halktan, doğadan, bilimden ve hukuktan bağımsız biçimde belirlenemez. Mühendislik aklı, tıp bilimi, hukuk disiplini ve çevre mücadelesi bir araya geldiğinde ancak sağlıklı bir toplumsal değerlendirme yapılabilir.
Bugünkü panelin en değerli taraflarından biri de budur. Elektrik Mühendisleri Odası Mersin Şubesi’nin öncülüğünde, Mersin Barosu ve Mersin Tabip Odası’nın katkılarıyla düzenlenen bu etkinlik; meslek örgütlerinin topluma karşı sorumluluğunu göstermesi açısından son derece kıymetlidir. Farklı disiplinlerin aynı masa etrafında buluşması, konunun ne kadar çok yönlü olduğunu da açıkça ortaya koymaktadır.
Dileğimiz; bilimin, hukukun, insan sağlığının, çevrenin ve kamu yararının esas alındığı bir enerji politikasıdır” dedi.
